16 Şubat 2012 Perşembe

SARIHAN GUSTO - BAKIRKÖY

Sarıhanlar İstanbul’un dört bir yanına yayılmış Bayburtlu bir aile. Onları bu kadar farklı yapan enfes işkembeleri… Nasıl diğer işkembecilerle Sarıhan’lar arasında fark varsa Sarıhan ailesinin açtığı birbirinden bağımsız işkembecilerin arasında da fark olduğunu söylüyor buraları gezenler…


Burası Sarıhan Gusto. Yani Sarıhan adıyla açılan ilk işkembeci, gerçeği… ‘Taklitler asıllarını yüceltir’ sözünün bir başka hali. Tam 23 yıl önce Bakırköy İncirli’de açılmış. Sahipleri ise baba Adnan Sarıhan ve oğlu Cemal. Şişli, Fındıkzade, Esenler, Gültepe ve Küçükçekmece’de de Sarıhan İşkembe bulunuyor fakat gerçek Sarıhan, gerçek işkembe çorbası burada içiliyor. Baba Adnan aradaki farkı en net şekilde şöyle aktarıyor: Bizim işimiz tutunca maalesef akrabalar baktı para kazanıyor, hemen taklit ettiler. Ben de onlara dava açtım. Bu isimde tek marka tescil sahibi olan yine benim. Müşterilerimize de kötü ürünler sunulmasını engelleyeceğiz.


Ülkede fazlasıyla bulunan işkembe sevdalılarını ilk Bakırköy’de kurdukları restaurantla kendilerine bağlayan Sarıhan Gusto, yemek sektörü için ülke tarihinin en ciddi yatırımlarından birini yaparak Etiler’de görkemli bir şube daha açtı. İşkembe-Etiler-Sarıhan üçlemesi size ne çağrıştırıyor? Düşünün, alt paragrafa geçene kadar 1 dakika süre…


Evet, süre bitti. Aziz Yıldırım ve Arda Turan. Hani o basına fazlasıyla malzeme olan o polemik. Aziz Yıldırım’ın Arda ile olan samimiyetinden kaynaklanan “Naber lan Arda? Sen de mi buradasın” sözü… Baba Adnan Sarıhan Aziz Yıldırım’ın, oğlu Cemal Sarıhan da  Arda Turan’ın yakın arkadaşı. Cemal Sarıhan, vakit buldukça dünyanın dört bir yanını gezen, farklı lezzetler arayıp onları mekanına uyarlamak isteyen bir girişimci. Şık takım elbiseli, haute couture tarzındaki parfümü ve düzgün Türkçe’siyle neredeyse her müşteriyi kapıda karşılayacak kadar işini seven, çalışkan birisi.


Ve sadede geliyoruz artık. Mekanımız Sarıhan Gusto, Bakırköy İncirli. Hemen cadde üzeri… İçerisi loş, mekanın dizaynı ustalık işi, temizlik ve titizlik hastalık derecesi…


Yemekler… Burası asıl işkembesiyle ünlü fakat masada işkembe çorbası sevmeyen ve hayatında sadece bir kaşık alan biri var, ben. Garsonun önerisi üzerine bir tavuk çorbası içtim. Garson çorbayı getirene kadar keşke ezogelin veya mercimek mi içsem diye düşünürken ve içten içe bir pişmanlık yaşarken ilk kaşıkta kara bulutları dağıttım. Hayatımda içtiğim en iyi tavuk çorbasıydı. Buraya gideceklere tavsiye, eğer işkembe sevmiyorsanız tavuk çorbası isteyin, arkadaşlarınıza da önerin.


Masaya oturduğumuz anda verdiğim sipariş tavuk suyunun yanı sıra ciğerdi, yaprak ciğer. Masadaki arkadaşımla aynı tercihi yapmıştık. Ben çorba içiyordum o da ciğerin gelmesini bekliyordu. Ve ciğerler geldi ki ben sıcak çorbanın daha yarısını bile içememiştim, hem de tavuk suyu çorbasıyla keyif yapıyordum. Ciğer tabağım, çorbanın hemen yanına kondu ve garson arkadaş masadan ayrıldı. Ya ben o çorbayı yarıda bırakacak hemen ciğere geçecektim ya da ben çorba içerken ciğer soğuyacak daha az keyif alacaktım. Aslında ne kadar basit bir konu değil mi? Dillendirmeye gerek bile yok belki. Fakat mekan bu derece kaliteli, yemekler bu denli leziz olunca insanlar bunlara bakıyor, benim baktığım gibi. 4 nesil lokantacı bir aileden gelen biri olarak bu bir hata mıdır? Evet. Orası da ayrı.


Yemekler şahane. Gelelim fiyatlara. Mekanımız Bakırköy ve çevresinin en görkemli restaurantlarından biri. Haliyle bu görkemin, bu yemeklerin fiyatı da ona göre belirlenmeli. Kendi mönümden hareketle çorbam 8 Tl, meşhur işkembe çorbası da 9.5 TL. Yaprak ciğer 13 TL. Enfes ve buranın ünlü ürünlerinden sütlaç da 8 TL. İstanbul’un lezzet duraklarını bir Vedat Milor edasında, bir Mehmet Yaşin havasında dolaşan biri olarak fiyatlar 5 üzerinden 4.75 yıldız. Evet, o derece…  Mönü ve fiyat listesi de internet sitesinde mevcut http://www.sarihangusto.com/ Bence fiyatları koymamaları daha iyi olurdu, gizem her zaman işe yarar…


Evet, bugün de Sarıhan Gusto’daydık. Alınan alkolün ardından ayılmak için çorba içen, aş eren bu toprakların çocukları eğer hala burayı ziyaret etmemişlerse gerçekten çok şey kaybetmişlerdir. Yoksa siz hala Kırçiçeği’nde mi kaldınız 


Saygılar efendim. Bir sonraki durağımız Taksim’deki Leb-i derya.

1 Şubat 2012 Çarşamba

VONALI CELAL - LEVENT SAPPHİRE



Celal Öztürk’ün yani Vonalı Celal Usta’nın 7 çocuk, 4 damat, 12 torunu var.  Zamanında Perşembe’de yaptığı yemekler büyük üne kavuşunca bir de bu lezzetleri İstanbullular tatsın demiş ve Ahırkapı’ya hem de Kennedy Caddesi’ne gelmiş. Yine büyümüş, kitle fazlalaşmış ve çağa ayak uydurarak bir alışveriş merkezinde, Levent Sapphire’de kendine bir şube daha açmış.

Burası bir Karadeniz sofrası… Dediğim gibi, daha iyisini yiyene kadar en iyisi son gittiğim yerdir.


Yerini anlatmaya gerek yok, hemen yemeklerden başlayalım. Masadakiler: Hamsi buğulama, hamsili pilav, pideler, laz böreği, ve kedi bilal. Kedi Bilal demişken;  hem benim hem de masadaki arkadaşlarımın damak tadına uymadı ama kendisi  meşhur bir helvaymış. Hikayesi ise şöyle: Ordu’da dağlarda yaşayan Kedi Bilal bu helvayı yapar, fındık hasadı zamanı tarlalara gelirmiş. Çok sessiz yürüdüğü ve çevik olduğu için kendisine kedi lakabı verilmiş. Fındık bahçesi olmayan Kedi Bilal yaptığı helvayı verir, karşılığında fındık alırmış. Bugün Ordu’da şehir meydanında bu helvayı satırla kesip satıyorlar. Şeker, ceviz ve meyan köküyle yapılan helva ağızda hemen eriyor ama tekrar yemek isteyeceğiniz bir aroması yok. (Kopyala-yapıştır aldım hikayeyi. Zaten belli de olmuştur hani:)


Benim önümde duran hamsi buğulama şu ana kadar yediğimin en iyisiydi. Hele yanında mısır ekmeği ile bir başka oldu ama yanımda yer alan 8 arkadaş sağolsunlar ekmeği hamsinin suyuna bana bana bana bir şey bırakmadılar. Bunu lezzetini anlayın diye yazıyorum…


Zamanında Akçaabat’ta, yerinde yediğim Laz Böreği o zamandan beri aklımdan çıkmamış, bir türlü kendisine de ulaşamamıştım. Evet, kavuştum, iyi de oldu.


Gelelim hakkında en çok bilgi verebileceğimiz yemeğe, pidelere… Alışveriş merkezlerinde odun fırını yer almadığından dolayı bu tip yemekler maalesef elektrikli fırınlarda yapılıyor ve doğal olarak özelliklerini kaybediyor. Burada yenilen pideler tamam güzel, çıtır çıtır, malzemesi son derece kaliteli ama maalesef bir odun fırınından çıkan kokuyu ve lezzeti vermiyor. Burası pidesiyle de meşhur ama sanırım Ahırkapı’da bulunan şubesindeki pideyle. Pide demişken şu ana kadar ki en iyileri yazayım. Beylerbeyi Karpi ve Sarıyer pideban… Umarım ilk şubelerini ziyaret ettiğimde Vonalı Celal’i de buraya ekleyebilirim.


Onun dışında mekanda içki servisi olduğunu bundan fazlasıyla memnuniyet hissi yakaladığımı, servisin muntazam, çalışanların kibar ve çalışkan, hesapların da bir o kadar kaliteye göre uygun olduğunu sözlerime ekleyerekten Sapphire Vonalı Celal’den yazımıza son noktayı koyalım.


Bu arada buranın İstanbul’un kendi tarzında en ünlü restaurantlarından biri olduğunu da atlamayalım. Buranın müdavimleri arasında Sertap Erener, Beyaz, Rutkay Aziz, doğal olarak İsmail Türüt,Kenan İmirzalıoğlu, Cengiz Kurtoğlu gibi isimler de varmış. Ben demiyorum, internet sitelerinde öyle yazıyor. Bu da linki…http://www.vonalicelal.net/mudavimlerimiz.htm


Vonalı Celal’i mutlaka tavsiye ediyorum. Dediğim gibi kendi alanında en iyilerden biri. Eğer farklı bir lezzet, öğle arası yediğiniz yemeğe bir renk, damağınızda güzel bir ahenk bırakmak istiyorsanız gelin Vonalı Celal… Şiir gibi oldu, değdi de…



Saygılar

2 Ocak 2012 Pazartesi

YILDIZ HİSAR - RUMELİHİSARI


 




Yılbaşı gecelerini dışarıda geçirmeyi sevmem. En son bir otel konserine dahil olmuş, insanlıktan soğumuştum. 2012′ye giriş öncesi korkularım da hep bu yüzdendi.

İlk önce hep beraber yukarıdaki fotoğraflara bakalım. İstanbul’un eşsiz manzaralarından birine sahip burası. ilginçtir ki Yıldız Teknik Üniversitesi’ne bağlı. Ne mutlu.
Hadi, başlayalım. Nasıl gidilir? Hala fotoğraflara bakmadıysanız bence bunları bir okuyun. Sonra kafanızda oluşturduğunuz mekanla karşılaştırın. Burası Boğaziçi Üniversitesi Kampüsü’nden hemen 5 dakika uzaklıkta. Beşiktaş’tan (İstanbul’da merkezi hep Beşiktaş olarak alırım) Levent’e doğru çıkarken Etiler yoluna girin ve dümdüz gidin. Üniversiteyi geçmenizin ardından Rumelihisarı tabelasını takip edin ve Yıldız Hisar yazan tabeladan dönün bakalım, geldik.
Bu bir yılbaşı gecesi. Belki diğer yılbaşı günleriniz için bir alternatif oluşturabilir. Ne yedik? Güzel bir mönü karşıladı bizi. Karidesler, güzel bir peynir, yanında yemediğim bir rokfor, havyar, dolma, börek, hindi, pilav, hala neyden yapıldığını bilemediğim enfes bir tatlı. Yemekler şahane…
Ne içilir? İlginçtir. Çünkü ilk defa İzmir diye bir rakı markasını burada duydum. İlk başta biraz önyargılı yaklaştık. Olmaz dedik.  Hesaba ekstradan +75 ekleneceğini duyunca biraz geri çekildik ve İzmir’den devam ettik. Yaş üzüm rakısından. Sonuç yeter ki içinde anason olsun, hiç fark etmez…
Nereye bakılır? Mekanımız ikinci köprünün hemen dibinde. Sanki bir adım atsanız köprüden eve yürüyerek gidecekmişsiniz gibi. Köprünün büyüleyici ışıkları, karşı yakanın havası, geçen motorlar derken yağmur yağsa kar serpiştirse de içeride geçirdiğiniz dakikalarda hep burayı düşüneceksiniz.
Ortam nasıldır? Bir yılbaşı gecesi olması ve bir üniversiteye bağlı olmasından dolayı yaş ortalaması 54.5′ti. Durun, hemen etiketi yapıştırmayın. Amcalarımız teyzelerimiz çok güzel kızlar yetiştirmişler. Güzel bir nesil geliyor.
Ne dinlenir? Grup Dolce adında bir müzik grubu çıkıyor burada. Onlara jazz, blues yakışıyor gerçekten. Zaten ağabeylerin tarzı da o şekilde. Portofino’lardan, İbrahim Ferrer’lerden başlayan müzik yelpazesi her Türk gecesinde olduğu gibi halayla sona eriyor. Horon tepiliyor, Efeler sahneye çıkıyor, İbrahim Tatlıses yankılanıyor, ilk başta vals yapan amcalarımız en sonunda halay başı olarak görülüyor. Sonra da dj çıkıp gecenin sonuna noktayı koyuyor, gece için çiftlerin daha da yakınlaşmasını sağlıyor, her iki taraf da seviniyor.
Ne ödenir? Ben sınırsız İzmir rakı :) ve bir yılbaşı için gerçekten leziz yemekler için 120 Tl ödedim. Tabii taksi parası, içeride yapılan çekilişler, garsona verilen bahşişler, 5 Tl’ye satılan yılbaşı ürünleri derken bu fiyat neredeyse iki katı çıktı orası da ayrı
Sadece yılbaşı mı? Tabii ki değil. Grup Dolce ile beraber her Cumartesi canlı müzik var. Ama burayı en çok bir brunchta merak ediyorum. Onu da deneyince buraya notunu düşerim
Ben sustum, fotoğraflarım konuşsu
Saygılar

24 Aralık 2011 Cumartesi

YAŞAR USTA'NIN DONDURMASI - LEVENT

 
Vedat Milor mu beni takip ediyor yoksa ben mi onu, inanın ikimiz de bilmiyoruz. Neyse… 
:)
Levent’te hemen İş bankası, Ziraat Bankası’nın bulunduğu tarafın biraz daha içerisinde bir köfteci, Gül Köfte. Klasikleşen Cuma yemeklerimizin son durağı burası oldu. Daha sonra lezzet konusunda bir konuşma geçmediğine göre ‘kokular aldatır’ diyebiliriz. Konumuz da zaten burası değil, komşusu.
Sokağın başında bir reklam. “İddia ediyoruz. Ben şimdiye kadar dondurma yememişim diyeceksiniz” Bunu okuyup da denememek olmaz diyerekten 6 kişi girdik Yaşar Usta’nın mekanına. Fotoğraftaki beyefendi Yaşar Usta değil. Adı üstünde Yaşar Bey onların ustaları. Arnavut asıllı. Biz dondurmanın tadına bakarken televizyonda Vedat Milor açılıyor. Kendisi buraya da gelmiş, tatmış, beğenmiş, tam not vermiş. Buraya dediysem Levent şubesine değil. Asıl ve ilk yeri olan Bostancı şubesine. Zaten Yaşar Usta da orada takılıyor. Yazları da Balıkesir’in yazlık bir yerine seyyar açıyorlar.
Dondurma çeşitlerine bir bakalım. Kestane, beyaz çikolata, nar, mandalina, kestane ama en farklısı tahinli. Tabii diğer klasik çeşitler de cabası. Klasik,  zevklerinden kolay kolay vazgeçmeyen, aslında yeniliğe kapalı, tam bir sefa pezevengi (derler) bir adam olarak ilk sıramı kaymaklı aldı. Yani beyaz… Yanına da narı ve mandalinayı ekledim. Külahta…
Lezzet gerçekten on numaraydı. Daha iyisini yiyene kadar İstanbul’un en iyi dondurmacısı gözümde. Üstelik fiyat açısından da gayet uygun. 1 top 1 TL.

LİMAN RESTAURANT - KARAKÖY - İSTANBUL



Buraya ilk gelişimiz 2006 yılına denk geliyor. MotoGP İstanbul yarışı öncesi davetli olduğumuz after partyde Casey Stoner ile aynı masayı hatta bistroyu paylaşmış olmanın verdiği mutlulukla mekan daha da güzel gelmişti gözüme, bir daha da unutmak mümkün olmamıştı.
Karaköy’deki Liman Restaurant İstanbul’un kuşkusuz en iyi manzarasına sahip olan mekanlarından biri. Balkona çıktığınızda kafanızı sola döndürdüğünüzde ışıl ışıl parlayan Boğaziçi Köprüsü’nü, düz baktığınızda Topkapı Sarayı’nı hafif sol çaprazda Kız Kulesi’ni birazcık sağa doğru ise Sultanahmet’i Selimiye’yi görmek mümkün. Hemen dibinizden geçen içi insan dolu vapurlar da bir metropolün hikayesini anlatıyor size…
Bu seferki geliş amacımız İzmir’den çok sevdiğimiz doktor bir arkadaşımızın doğum günü sebebiyetiyle oldu. Arkadaşımız dediysek, 25 yıla dayanan bir dostluktan bahsediyorum. isminden de anlaşılacağı üzere hemen sahilde bulunan Liman Restaurant manzaranın yanı sıra leziz yemeklere de ev sahipliği yapıyor. Gelen mezeler rakıya meze olmuyor, o türden. Rakı su gibi gitmek zorunda kalıyor bu mezelerin yanında.
Garsonlar ise servis, kalite ve dış görünüş açısından belki de İstanbul’da şu ana kadar gördüğümüzün en iyisi. Masa devamlı gözetim altında, göz teması her şeyi çözüyor, konuşmanıza gerek bile kalmıyor. Birçok bölümden oluşan Liman Restaurant’ın fasıl dolu meyhane bölümündeyiz. Şarkılar güzel, orkestra profesyonel. 15 dakika uğrayıp giden dansözün bahşiş isteme tekniği de kalça atması.
Çok söz söylemeye gerek olmayan mekanlardan biri olduğu için laf kalabalığına girmeyeceğiz.  1951 yılından beri burada hizmet veren bir yer için kabalık etmiş oluruz.
Mekandaki en büyük sıkıntı, orkestranın verdiği aralarda çalan şarkılar. Böyle bir manzarada, herkesi bülbüle çeviren o güzel orkestranın performansından sonra çalan ‘Çilli Bom’ tarzı şarkılar yakışmamış. Olmadı, açıkcası rakı kafamızı açtı. Bu da düzeltiği anda eksik hiçbir şey kalmayacak.
Mekan Yeni Rakı ile anlaşmalı. Sadece onun ürünleri var. Yaş Üzüm Rakısı istemeyin diye söylüyorum. Bir ala carte bir de fix mönüleri. Biz fixi tercih ettik. Sınırsız rakı, 10 çeşit meze, bir ana yemek, 3-4 çeşit ara sıcak ve dondurmalı irmik helvası. Fiyatı ise kişi başı 100 Tl.
Buradan aktaracaklarımız bu kadar. Tavsiyeye gerek yok. Dikkatlice okudunuz zaten.

Saygılar efendim. Bir sonraki yazıda sizi İstanbul’un en iyi pidesi olarak değerlendirilen Beylerbeyi’ndeki Karpi’ye götüreceğim. Bakalım ben de o şekilde düşünüyor muyum?

1 Ekim 2011 Cumartesi

TERRACE 34-KÜÇÜK ÇAMLICA-İSTANBUL

Grupfoni’den alınan bir kupon. Amaç kahvaltı etmek, güzel bir Cumartesi sabahı. Mekan fotoğraflardan gördüğümüz kadarıyla şahane. Fiyatı da uygun. Kişi başı açık büfe 12.5. Ve hayatınızın en kötü Cumartesi sabahını yaşamak…
Böyle bir gündü işte bizimki… Kız arkadaşımın grupfoni’den aldığı kuponla Acıbadem’deki evime sırf yakın diye Küçük Çamlıca’daki Terrace 34′e gittik. İsmi ne kadar havalı değil mi? Hele bir de sloganları yok mu? Ne biliyor musunuz? İstanbul’un terası. Kıyısında deniz görse bile hemen bir mekan yerleştiren Türk milleti burayı da es geçmemiş ve hizbe mekanlar listesine baş sıradan girmiş. Sıralamaya başlıyorum, dinleyin…
- Terrace 34′e giderken toz yumağı içinde kalacaksınız. Yerler, geçen kamyonlar, vidanjörler, olmayan kaldırımlar ve bir insanın bile yürüyerek geçmediği bir yol. Sadece inşaat işçileri var. Asla tekin değil. Arabanız toz içerisinde kalır.
- Mekanın alt katında bir tornacı var. Sanayi bölgesi… Giriş inanılmaz. Kahvaltıya mı geliyorsunuz belli değil. Dışarıdan görüntüsü bile “Acaba buraya girmesek mi dedirtiyor”
- İçeri girdik. Mekan iki katlı. Üst katta İstanbul’un terası var. Ahahaha… Alt katta ise nargile salonu. Açık büfeler nargile salonunda. İnsanlar yan masanızda nargile içerken siz kahvaltı etmeye çalışıyorsunuz. Mekanın içerisi pis, leş kokulu… Durun yemeklere geçmedim daha…
- Üst kata çıkıyoruz. Hani terasa. Fotoğraflara sakın aldanmayın. Hepsi yalan. Yukarıda çuvallarla kapatılmış bir tente. Her yer pis, koku iğrenç. Mekanın önüne koyulan brandadan denizi görmek imkansız. Fotoğraflara bakın puflar var değil mi. Aslında yok. Olsa bile 10 yıl yıkanmamıştır. Yalan. Masalar, sandalyeler kalitesiz, üzerine bir şey koymaya o sandalyelere oturmaya korkarsınız.
- Aile ortamı yaratmak çocukları eğlendirmek için koyulan o salıncak pislik içinde.
- Sıra geldi yemeklere… Tamam geçtim her şeyi, hiç değilse kahvaltı edelim dediniz değil mi? Aman allahım. Poşetlere sarılmış, iğrenç peynirler, nereden bulduklarını şaşırdığım zeytinler, kızartma demeye bin şahit biberler ve Rus salatası. Bakkaldan alınan garnitür koyulmuş. Çay neredeyse bidondan. Önünde çay kaşıkları bir bardağın içine koyulan sudan çıkıyor. Çaylar soğuk. Ekmekler bayat. Domatesler yıkanmamış, salatalık içler acısı…
Bakın, burası Terrace 34. Ve duyduğuma göre uzun bir süre burası Pazar günleri doluymuş. İndirime aldanmayın. Burada bırakın kahvaltıyı, nefes almak bile sakıncalı. Sadece bir dilim ekmek yedim o da böyle bir haylkırıklığının ardından iyi gider diye. Sakın, sakın, sakın….
Bunu okuyun ve ulaştırabileceğiniz kadar arkadaşınıza ulaştırın. Para kazanmak bu kadar kolay olmamalı. Böyle bir içler acısı mekanı kaliteli sandığımız fırsat sitesinden satmak da… Hepinize yazıklar olsun

22 Eylül 2011 Perşembe

GÜZELCEHİSAR - BEYKOZ - İSTANBUL



Açık büfe kahvaltılara, otellerdeki her şey dahil sisteme karşıyız… Açık büfe, tamamen bir göz boyama ve bir para ütme sanatıdır. Nasıl her şey dahil sistemde yemekler sadece görüntüden ibaret, içkiler adam öldürecek cinsten rezilse açık büfe kahvaltılarda da her şey özensizdir. Nasıl mı? Güzel güzel dizilen peynirler, hoş görüntüsü olan börekler, kıpkırmızı (!) domatesler ve niceleri…
Açık büfe kahvaltı için bugün Otağtepe’deyiz. Beykoz’a bağlı bulunan Otağtepe’deki Güzelcehisar Cafe Restaurant. Mekan yeşillikler içinde, kuş sesleri sessizliğinde, Otağtepe’nin de tepesinde bir yer. Otobüsle ulaşım imkanı yok. Ya taksiyle ya da kendi özel arabanızla gideceksiniz.  Büyük bir tepeyi tırmanacaksınız.
Güzelcehisar Cafe gerçekten İstanbul’da bulunması güç enfes manzaralardan birine sahip. Rumelihisarı’nın olduğu bölgeye neredeyse kuş bakışı bakıyorsunuz ve yeşille mavinin buluşmasının ne demek olduğunu öğreniyorsunuz. Manzara harika. Ama gelelim diğer özelliklerine. Açık büfe kahvaltının fiyatı tam 37.5 TL. Açık büfe saat 15′lere kadar açık tutulsa da malzemelerin yenilenme süresi zaman alıyor. Çay sıkıntısı büyük. Kendi imkanınızla çay alma olasılığınız olmadığı için garsonlardan çay servisini beklemek zorundasınız ki bu durum içler acısı. Kahvaltı biterken gelen çaylar, termostan doldurulan çaylar kahvaltı zevkinizin önüne geçiyor. Sadece peynir bolluğu ile dikkat çeken açık büfede yumurtalı ekmekler bir yıllık yağ ihtiyacınızı karşılayacak cinsten… Görüntüsü güzel olan kekler ile bir şeker hastası hayata gözlerini yumabilir siz de 1 hafta şeker almadan yaşayabilirsiniz. O derece rezil… Sarmalar kötü, kızartmalar özensiz, kahvaltının en önemli öğesi ekmekler ise fazla yemenize engel olunması için oraya konulmuş gibiler…
Evet, böyle bir mekan, böyle muhteşem bir manzaraya sahip olan mekan anca bu şekilde kötü işletebilir. Garsonların çok kaba olduğu yazılıp çiziliyor internette, ben pek şahit olmadım, herhalde ekip değişmiş. Öte yandan bu kadar yazdığım  yemek kalitesizliğine karşın alınan 37.5 TL, iki kişi 75 TL ile (babaanneme göre bir aylık pazar masrafı) çok daha güzel, daha elit daha kaliteli bir kahvaltı edebilirsiniz. Açık büfeyle göz doldurmanıza gerek yok. Manzarayı da geçtim. Sizi İstanbul’un en elit bölgelerinde denize sıfır bir bölgede kahvaltı ettirebilirim. Oradan da yürüyerek bir sahil turu atıp hemen yürüyerek kahvenizi yine en kaliteli yerlerde içmenizi sağlayabilirim. Açık büfe kahvaltı yaptıramam belki ama 37.5′a sınırsız çay ve bir kahvaltı tabağı veya bir peynir tabağı+güzel bir omlet, sucuklu yumurta+menemen yedirebilirim. Zaten pazar kahvaltısı da bu değil midir?

Gelin dönün manzara sevdasından. Asıl manzara bir masada ve asıl keyif de yemeklerin lezzetinde olur. Güzelcehisar’ı ve diğer açık büfeleri tavsiye etmiyorum. Çarşı açık büfeye ve her şey dahil sisteme karşı değil mi hala?

BEYAZ KÖŞK - MALTEPE - İSTANBUL



Böyle bir blog açıp insanlara yol göstermeye çalışmam İstanbul’u çok iyi bildiğimden değildir aslında. Belli bir bölge içerisinde yaşar, gittiğim bir yeri sevmem halinde sürekli gitmeye devam ederim, artı yönleri olsa da yeni yerler keşfetmemin önünü tıkamakta büyük rol oynar.
Nişantaşı’ndan Acıbadem’e taşınmamın ardından bu özellikten kısmen sıyrılmış olduk. Daha kalabalık, curcuna misali, tabiri caize g.t g.te oturmaktan sakinliğe geçiş yaptık. Yaşlanmadık baştan söyleyeyim
Geçelim mekanımıza… Dediğim gibi İstanbul’u pek bilmem, hep böyle bir yer arar bulamazdım. Sorardım, hep Taksim’deki Umut Ocakbaşı çıkardı karşıma. Burası Maltepe sahilde yer alan Adalar manzaralı Beyaz Köşk. Burada bulunmamızın sebebi ise bir sahur daveti. Hayatımda ilk defa sahurda dışarıdayım. Ama oruç tutmuyorum. Zevkini tutan arkadaşlar daha çok yaşamışlardır doğal olarak. Sahurda bir kahvaltı için buradayız yaklaşık 15 kişilik bir ekiple…
Sahurda kim olur dışarıda? Herhalde sadece biz oluruz mekanda derken gözlerime inanamadım. Saat 4′te Beyaz Köşk’te oturacak sandalye bile bulmak mümkün değildi. Dışarısı doluydu. İçeride ise 2 katlı büyük bir bölüm. İçeride yaz kafasından dolayı doğal olarak kısmen boşluklar vardı.
Öncelikle hep böyle bir yer aramamın sebebi masada bulunan mangallardı. Her masanın ortasına yerleştirilmiş bir mangal var. Sucuklar çiğ geliyor kendi damak zevkinize göre kendiniz pişiriyorsunuz. Çayınızı orada demliyorsunuz. Hatta kavurmalı yumurta istiyorsunuz. Bir tavada sadece pişmemiş kavurma geliyor ve siz yumurtalarınızı kendiniz kırıp mangalda yekten yapıyorsunuz. Hep aradığım bir mekandı sonunda buldum. Tabii böyle bir mekanı aramamın asıl amacı ise rakıydı. Ramazanda olduğumuzdan dolayı mekanda rakı yoktu ama fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla içkili bir mekan. İşte şimdi ortadaki mangalın zevki bir başka yansıyacak vücuduma…
Mekan son derece kalite bir yer. Fazlasıyla temiz, şık, titiz… Garsonlar aynı şekilde. Fakat rezervasyon yaptırmanızda fayda var. herhalde burası fazlasıyla dolu oluyordur.  Bir sahur daveti olduğundan dolayı fiyat açısından bir bilgim yok. Ama burası mutlaka denenmeli. Zevk alacaksınız. En önemlisi mekandan mutlu bir şekilde ayrılacaksınız.
şimdilik bu kadar. Ramazan’dan sonra burada bir rakı sofrası kuracağım. Asıl yüzünü o zaman göreceğiz. Tekrar dönüş yaparım.
Bu arada buraya pazar sabahları da gelebilirsiniz. Park olayını sorun yapmayın, valesi bile var hani..

Saygılar

POLONEZKÖY'DE KAHVALTI




İlk önce telaffuzu çok güzel, Polonezköy. Bomonti gibi…
Çocukluğu dar sokaklarda, kaldırımların üzerinde, plazaların içinde, ufacık parklarda geçen biri değilim. Uçsuz bucaksız plajlarda, fazla oksijenden dolayı eve yorgun dönmenize sebebiyet veren yemyeşil ormanlarda, 30 kişilik saklambaç ekibinde, en kısa ağacı İstanbul’un en uzun ağacına eşit olduğu yerlerden geldim bu şehire. Buranın denizi benim için ne deniz, buranın ormanı benim için ne ormandır. Ama yoklukta Polonezköy bile altındır.
Yıllardan beri duyduğum ama bir türlü gidemediğim Polonezköy’deyim. Bu yıl birçok konuda ilkleri yaşıyorum. Bir dönem Polonyalıların yaşamış olmasından dolayı Polonezköy adı verilen yere ulaşmak zor değil. Arabayla gitmek önemli. Yoksa olmaz. Anadolu yakasından Riva yoluna gider gibi buraya geleceksiniz. 1 saati bulur gelmeniz. Buraya gelmek mekan seçmekten daha kolay kuşkusuz. İki üç sokak başlı başına hep kahvaltıcı… Hepsi birbirinden farklı bir o kadar da aynı. Ağaçların altında kahvaltı etmenin zor olduğu bu şehirde iki üç nefes oksijen çekebilmek ve leziz şeyler yemek için buraya gelebilirsiniz.
Hemen notlara geçelim, konuları uzatmayalım…
1- Polonezköy’e gelmeden önce nereye gideceğinizi mutlaka bilin. Bilen birine sorun, mekan ismi öğrenin. Gördüğünüz ilk yere girmeyin. Ben yaptım siz yapmayın.
2- Polonezköy’e gelmekse niyetiniz girin bir fırsat sitesine ve oranın indiriminizi alıp gelin buraya. Ben tersini yaptım, siz yapmayın.  Ben 35′e yerken siz aynı kahvaltıyı 12′ye yiyin.
3- Buraya sadece kahvaltı için gelmeyin. Kendinize geniş bir zaman ayarlayın ve hiç değilse akşama kadar burada kalın. Sabah kahvaltınızı yapıp öğleden sonra da mangal yapın. Ben yapamadım, siz yapın.
4- İlk defa gelecekseniz fazla hayal kurmayın. Ben kurdum, hayal kırıklığına uğradım. Siz yapmayın…
5- Eğer gelecekseniz ve Riva’yı görmediyseniz buraya uğrayın. İstanbul’a dönüş yolunda Total benzinliğinin oradan sağ yolu kullanıp Riva’ya gidin. Onun da ismi güzel ve içi boş.Ama görün. Behlül’ün Riva’daki evini düşünün…
6- Fiyatlar 35 TL civarında… kişi başı. Eğer bu parayı verecekseniz hakkını da verin. Ne gelirse tüketin. İndirim sitesinden gelin, bakın tekrar söylüyorum. Çünkü birçok kahvaltıcı indirim siteleri tarafından kapatılmış olacak.
7. İmkanınız varsa yolun en sonunda bulunan Country Club’a gidin. Biraz daha pahalı olsa da hiç değilse hayvan görün. sıkılmadınız mı köpeklerden, kedilerden, kuşlardan… Gerçekten, bu hayvanlar dışında bir hayvan görmeyeli ne kadar oldu?
8- Polonezköy’de 35 TL verdim. 2 gün sonra Beşiktaş’ta kkahvaltı ettim. Kahvaltı tabağına 5 TL verdim. Menemene de 3 TL. Ve inanılmaz lezizdi. Siz benim demek istediğimi anladınız…

Ahmet Sivaslı, Polonezköy
(Çok havalı oldu)

JOLLY JOKER BALANS-TAKSİM-İSTANBUL



Uzun zaman olmuştu… Kendimizi rakıya verince soluğu meyhanelerde derin sohbetlerde bulmuş, konserleri bir kenara bırakmıştık. En son İstanbul Live’da Sulukule Roman Orkestrası’na gitmişim, bak şimdi hatırladım.
Evde müzik dinlerken bile mutlaka klibi de oynar arkada… Müzik görüntüyle birleşir ve tadından yenmez. Hele bu bir de soundtrack olursa işte o zaman keyif benimdir. Soundtrack hastası ve koleksiyoncusu biri olarak attım kendimi Jolly Joker’e… Başrol Halil Sezai Paracıklıoğlu’nun. Hani şu İncir Reçeli filmi… İzledik, izlettirdik, Issız Adam kadar yayılmamasına sevindik ve dinlemeye gittik. Gitmeden önce youtube’da araştırdık, Murat yılmaz yıldırım ile olan videolarını beğendik. Bildiğim maksimum 4 parçası bile 3 saat boyunca ayakta beklememe değdi. Neyse biz bırakalım bunları. Bu sitenin amacı mekan tanıtmaksa geçelim Jolly Joker’e…
Jolly Joker Balans nerede? Taksim Balo sokakta. Şöyle anlatalım. Nevizade’yi bulun. O dar kalabalık sokaktan geçin karşınızdaki bina Jolly Joker Balans’tır. Yeri inanılmaz kolay. Konserler genelde 23:00′te başlıyor. 21:00′de sıra başlıyor. 22:00′de kapılar açılıyor. 22:00′den 23:00′e kadar için diye 1 saat ayakta takılıp konserde haliniz kalmayabilir. Ama oraya gelen de bunun da konserden alınacak zevkin bir parçası olduğunu bilmeli… 23:00′e  yakın bir saatte giderseniz dar ama uzun konser alanının en arka sırasında kalabilirsiniz. Hele bizim gibi 30′una dayanmış kişilerseniz boyunuzun kısa olması muhtemeldir. Hani 1.73 bile kurtarmadı. Göremedim. Arkada daraldım ne yaptım.
Konser alanının hemen bir üç basamak yukarısında sigara içilebilen bir alan  var. Oraya çıktım ama ne oldu sanatçı arkadaşımızı canlı değil de barkovizyondan izledim. Ama yine de hissettim. Hiç değilse sıcak ve havasız değildi.
Fiyatlar… Konser fiyatlarına bir içki dahil DEĞİL… İçeride bira 10 tl. Asma katta yer alan barın önünde bir fiyat listesi var. Kocaman da yazmışlar. Ama aldanmayın. Birçok rakam yalan. Mesela MARTINI… Listede 15 yazıyor fakat 25 diyorlar. Bu bir ayıptır. Yapılmaz. Bu konu hakkında Jolly Joker’den bir açıklama bekliyorum. Mutlaka duyacaklardır. Böyle rekabetin büyük olduğu bir dönemde bu tip durum ifade edilemez.  Kalabalığa misafirlerinize aldanmayın. Bu İstanbul’da trend her sene değişir. Saygılılar işine özen gösterenler ayakta kalır.
Tuvaletler… Tuvalet sistemi düzgün. Hatta Taksim’deki Burger King’in tuvaletine benziyor. Hani o tuvaletimiz geldiğinde akla gelen ilk mekana…
Bodyguardlar… Şu ana kadar gördüğüm en düzgün ve nazik bodyguardlar. Cüsselerine güvenmiyorlar. 10 puan
Ses sistemi… Birçok mekana göre son derece iyi. Mekanın dar ve uzun olması bunun en önemli sebebi olabilir.
Jolly Joker’den bu kadar… Umarız bu hızımız devam eder ve bu tip mekanları daha da çok anlatma şansımız olur. Bu arada bloga artık bir de yurt dışı ekleyelim dedik. 1-2 ay içinde Beyaz Rusya’dan bildirebilirim.

19 Temmuz 2011 Salı

BURSA ÇİÇEK KÖFTE - BEŞİKTAŞ - İSTANBUL

İlk pideli köfteyi burada tattım, iskender zannettim, köfte çıktı. 10 adet küçük köfteyle beraber sosa ve kıtır ekmeklere pideli köfte deniyor burada… Bursa Çiçek Köfte Beşiktaş meydanda meşhur Çıtır Pub’un en altında yer alıyor. Çarşıya girerken veya çarşıdan çıkarken…

Lezzetin muazzam olduğunu söylemekle beraber lezzet günden güne değişebiliyor. Bir gün salçalar yoğun oluyor, bir gün ekmekler bayat oluyor, bir gün yoğurt azıcı gelebiliyor. Ama ortalama lezzet iyi, haklarını yemeyelim. Fakat garsonlar açısından sıkıntılı bir mekan. Çalışanlar yaptıklarını işi sevmemekle beraber bunları da müşterilerine yansıtmaktan geri kalmıyorlar. Siparişleri isteksiz getiriyorlar ve bakmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir de wi-fi ne demek artık bir zahmet öğrensinler iyi olur. Artık mekanlar bu özellikleriyle müşteri topluyorlar.

Fiyatlara geçecek olursak pideli köfte 11 tl ve gayet doyurucu. Bu size yeter. Yanında güzel ve soğuk 50′lik bir bira iyi gidebilir. Bursa Çiçek Köfte’den aktaracaklarımız bu kadar. Döner cenneti Beşiktaş’a gelip de canınız farklı bir lezzet ararsa Bursa Çiçek Köfte’ye uğrarım derim. Bu kadar eleştiriye rağmen hoşunuza gidecek, aldırmayın lezzete, köftelerinize bakın siz…

18 Temmuz 2011 Pazartesi

NAKİ BEY PLAJI - BÜYÜKADA

Marmaris’teki tatilimize +1 eklemek için İstanbul’dan bir sabah bir anda Büyükada’ya kaçtık. Cuma sabahı ama Kadıköy’e uğrayan vapurumuzda yine ayakta gideceğiz. Büyükadaya’ya ulaşınca başınıza bir anda plaj değnekçileri üşüşüyor. Elinize tutuşturulan bir sürü katalogdan siz birini seçip tekneyle yolculuğunuza başlıyorsunuz. Kataloglar çok önemli burada bizim gibi yöreyi bilmeyenler için… Hazırlanış ve görsellik açısından daha başarılı olan Naki Bey plajında aldık soluğu…

Büyükada’dan 10 dakikalık bir tekne yolculuğuyla Naki Bey plajına ulaştık. Plajda bir sessizlik hakim. Herkes sus pus olmuş, yüzlerden akan bin parça. Biz meyhaneye mi geldik yoksa plaja mı derken 3 dakika sonra uyanıyoruz. Sezen Aksu’dan gidiyorum çalıyordu biz gelirken giderken de Kazım Koyunca’dan işte gidiyorum… Güzel bir güneş, deniz İstanbul’a göre iyi ama çalan şarkılar bir meyhane havasında… Misafirler isyan ediyor, “2 günden beri geliyoruz, yeter artık bu şarkılar, içimizi kararttınız” diyorlar ama bize mi diyen yok. Çalışanların birçoğu kibarlıktan nasibini almamış, aralarında bu işi bilenler de var.
Tuvaletler ve duşlara ulaşmak zor, aynı zamanda sipariş vermek de… sipariş derken hemen fiyatlara geçelim. Bu plajda güneşlenmek ve denize girmek istiyorsanız 20 Tl ödemek zorundasınız. İçeride içeceğiniz her kola ve kahve için 5 TL. Bira için 8 TL ve aynı zamanda hamburger için de 8 TL ödeyeceksiniz.

Naki Bey plajından Ada’nın diğer tarafına dönüşler ise 1 saatte bir gerçekleştiriliyor. Mekanda gençler de hakim, cep telefonundan apaçi müziğini çalan arkadaşlar da… Naki Bey plajı sizi katalogdan cezbedebilir ama gittiğinizde müzikler içinizi karartabilir, gidip denizde bilerek boğulabilirsiniz. Denizi de fazlasıyla sığ. Git git git boyunuza gelmiyor.

Neyse, siz bunları okuyun, tekrar bir düşünün, elinizde başka şans varsa onları değerlendirin… Saygılar. Fotoğraflara da buradan ulaşabilirsiniz… TIKLAYIN

17 Temmuz 2011 Pazar

GATE - BAĞDAT CADDESİ - İSTANBUL

Bir mekanın kalitesi ince ayrıntılarda gizlidir. Mesela siz, Bağdat Caddesi’ne hem de Caddebostan Barlar Sokağı’na bir mekan açacaksanız dikkatli ve özenli olmanız gerekmektedir. Burası Gate, dediğimiz gibi Bağdat Caddesi barlar Sokağı’nda… Eğlenceden nasibini alamayan ve eğlenmek için Taksim’e, Ortaköy’e giden Kadıköylülerin tek eğlenebileceği mekan. Kolay bir dille anlatayım dımtıs dımtıs…

İnce ayrıntılardan iki ufak notlar vereyim ki mekanın kalitesini gözler önüne serelim. Bir barın tuvaletinde sabun eğer Hacı Şakir ise hem de BİM’de satıldığı gibi kutuyla alınıp oraya konuluyorsa o mekanda sıkıntı vardır. Yakışmadı. Bunun yanı sıra vodka açtırırsam masada ve yanında meyve suyu istersem masama şekilli gelen buzlu vodka tabağının Dimes meyve suyunu BİM’den alıp anında koyarsan ben bu mekana bir daha gelmem ve bir şişe açılan Absolut’a verdiğim 300 TL parayı da geri alırım. Sanki Reina mübarek…

Bununla bitmiyor tabii ki… İçeri giriyorsunuz, masanıza oturuyorsunuz ve üç beş tane üzüm, 3 erik ve adi bir tabakta cips, Doritos ve bir de çerez geliyor. Siz istemeden… İkram zannetmeyin, hepsi ücretli… Sanırım 40 TL ödedik ekstradan. Rakamlara geçince fiyatları da size aktarayım. 18 yaşından küçük olduğunuzu size zannettirecek bir vodka elma veya herhangi bir tatlandırıcının fiyatı 25 TL. Diğer içecekler de allah kerim…

Bağdat Caddesi’nde bulunmanın faydasıyla içeride kız potansiyeli çok düşük değil. Gelenler de grupların içerisinde. Bunun yanı sıra mekanda dam sorunu yapılmıyor anlaşılan. Cumartesi gecesinde bile en az 4 masa sadece etrafı kesen avcı grupları vardı. Birinde böyle bir mekanda bile şişe açtırma avanaklığında bulunan başarısız bir avcı grubu, diğerinde ise rakı içen bir başka başarısız avcı grubu. Etrafı kesme çabaları, kendini yakışıklı bulma hevesleri…

Mekanımız ufak ama sıcak bir mekan. Müzikler belki de en iyi olan tarafı. Mekanın ses kalitesi de bunca olumsuzluğun yanında başarılı. Kapıdaki iki bodyguard görünümlerine nazaran kibar. Bir de mekanda yaş ortalaması en az 30. Gençler, Taksim yolcusu kalmasın, hadi bakalım… Saygılar…

BEZGİN Bİ'HANE - ASMALIMESCİT - İSTANBUL

Asmalımescit’te hep kalabalık olan bir ara sokak vardır. Faces’ın bulunduğu ana cadde üzerinden Leblon’a giderkenki güzergah üzerinde sağ tarafta kalır, dikkatinizi çekmiştir. Pek rağbet etmezdim ama bir Cumartesi akşamüstü, bira keyfi için oturdum sevgilimle. Saat 17:30… İki 50′lik bira siparişimizi verdikten sonra bayan bir garson gelip 19:30′da rezervasyonlarımızın başlayacağını size ilettiler mi? sorusuyla bizi mekana buyur etti. Kısa boylu kıvırcık saçlı bir kız. Pek bir keyifli… “Biz o kadar kalmayacağız” sorusuyla geçiştirsek de bu soru devamlı saate bakmamıza neden oldu.

Burası rezervasyon için uygun bir mekan değil. Ne bir restaurant ne de büyük bir bar. Alt tarafı dışarıda 5 tane masası var. Ama pek bir havalı. Biralar 9 TL… Garsonlara çok da laf etmedik, kibarlar. Mekan da Asmalımescit’in havasına uygun bir şekilde dizayn edilmiş. Başarılı diyebiliriz.

Burada sıcak bir ortam var, özellikle akşamları. Göt göte oturmayı seven milletimiz için hayırlı bir mekan. Gidin, kötü değil, ama o soru geldiğinde gereken cevabı verin, biz veremedik… Saygılar

21 Haziran 2011 Salı

KAHVERENGİ - ÇENGELKÖY- İSTANBUL

Çengelköy dediniz mi aklıma Süper Baba dizisi gelir, fırını ararım, Sermet Dede’ye bakarım, Fiko’nun beyaz eşya mağazasına uğrarım. Eee tabii bir de Nihat’ın kahvesine… Nihat’ın kahvesi yani Çengelköy’de Çınaraltı bu semtin kuşkusuz en bilinen yeri. Oraya mutlaka uğramışsınızdır veya uğrayacaksınızdır.

Onun yanı sıra hemen Çınaraltı’ya girişte sol tarafta güzel bir cafe&restaurant dikkatinizi çeker. Ortama ayak uyduran bir yapısı, mimarisi ve doğallığını görürsünüz ilk uğradığınızda. Dışarıdan aldığımız Çengelköy simidi, Çengelköy böreğiyle oturduğumuz Çınaraltı’nın ardından bir kahve keyfi için uğradık Kahverengi’ye… Dışarıda oturduk, Çengelköy sakini insanlarla sıcak sohbetler yaptık, Sarman’ı sevdik. Sarman? Buranın kedisi… Aslan soyundan geldiğini kanıtlarcasına büyük, biraz tembel ve ünlü… Biz oradayken onunla fotoğraf çektirmek isteyen insan sayısı hatırı sayılır bir sayıdaydı. Bu arada her zaman olduğu gibi gelen her insan ona farklı bir ad takmış. Halil diyen var, Garfield diyen var… Yarım saatlik bir ziyaretle bir hafızalarımıza kazınan Çengelköy’deki Kahverengi ziyaret edilmesi gereken bir yer…